25 Ekim 2014 Cumartesi

Hababam Sınıfı

    

    


                 Bin bir çeşit hepsi birbirinden güzel Yeşilçam harikaları arasından karar vermek çok zormuş meğerse. En sevdiğim diye ayırmaksa imkansıza oynamakmış bilememişim hepsini çok sevdiğimi. Tabii Kemal Sunal’a olan hayranlığım bambaşka ona sözüm yok, torpilli kendisi. O kadar kararsız kalınca dedim sormaktan zarar gelmez bakalım sevdiğim insanlar hangisini seviyor?  Tabii ki “ Hababam Sınıfı” diyerek can alıcı noktayı yakalamışlardı. Şöyle bir düşündük oyuncu kadrosu efsaneleşmiş, bütün harikalar bir arada. Ehh yediden yetmişe herkesi kendine de bağlamış bir serüvenden bahsediyoruz. İzlemeyeni , sevmeyeni dövüyorlar yahu o derece. Her öğrencinin kendi sınıfına benzettiği, lakapların nesillerdir dilden dile dolandığı, taklitlerinin ise her müsamerede yapılıp insanların neşeyle dolduğu bir film. Aslında film demek yanlış. Rıfat Ilgaz’ın kitabından filme çevrilmiş olan Hababam Sınıfı aslında romanın düşünsel içeriğini yok ederek işi sadece güldürü ve melodrama vurmuş, içini boşaltmıştır... Ayrıca romanda aşırı çalışkan öğrenci tipi olan Şaban’ın Kemal Sunal'ın oynadığı filmlerdeki inek Şaban'ın bir versiyonuna dönüştürülmesine de fitil olmuşumdur hep.. Tabii bu farklı bir boyut eseri tartışmayalım filme geri dönelim. Oyuncu kadrosunun efsaneliğinden bahsetmiştim. Bakın kimler var kimler.. Eksiksiz hatırlayalım bi..



Kemal Sunal - İnek Şaban
Adile Naşit - Hafize Ana
Halit Akçatepe - Güdük Necmi
Tarık Akan - Damat Ferit
Münir Özkul - Kel Mahmut
Muharrem Gürses - Okul müdürü Muharrem Gür
Feridun Şavlı - Domdom Ali
Sıtkı Akçatepe - Paşa Nuri
Cem Gürdap - Tulum Hayri
Akil Öztuna - Akil Hoca
Kemal Ergüvenç - Kemal Hoca
Ayşen Gruda - Yarışma Sunucusu
Ergin Orbey - Hüseyin Şevki Topuz
Ahmet Arıman - Hayta İsmail

Ertuğrul Bilda - Külyutmaz Necmi
Talat Dumanlı - Sıtkı Hoca
Hayri Karabey - Rıza Hoca
Cengiz Nezir - Bozum Cahit
Bülent İğdiroğlu - Kalem Şakir
Hakkı Karadayı - Veysel Efendi
Ekrem Dümer - Doktor Bekir
Bilge Zobu - Beden Hocası
Dilaver Gür - Dilaver
Selim Naşit - Süslü Selim
Tuncay Akça - Bacaksız
Gazanfer Şener - Kikirik
Ercan Gezmiş - Murtaza
Bülent Onaran - Palamut Recep

Oyuncu kadrosu bu bir de filmlere bakalım.. *Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı  * Hababam Sınıfı Uyanıyor  *Hababam Sınıfı Tatilde  * Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor  *Hababam Sınıfı Güle Güle

5 tane mükemmel film ve doyumsuz replikler var. Bunlardan en sevdiklerimi sizlere şöyle bir derliyim dedim. artık günlük hayatta sıklıkla kullanılır hale gelmiş olan, bir çoğunun yarma etkisi yüksek repliklerdir, şaheserlerdir.

*(inek şaban): ben altına gireyim, sen çadırı kur.

* veeee...(tünel sahnesi ,tünelin ucu Mahmut hocanın odasına çıkar)
Şaban: aaaa Mahmut hoca da kaçmış, sen de mi kaçtın Mahmut hoca?

*kel mahmut:oğlum çıksana yataktan...
 inek şaban:çıkamam efendim... gece şey olmuş da...
 kel mahmut:canım ne var bunda ilk defa mı oluyor?
 inek şaban:evet, altıma kaçırmışımda...
 kel mahmut:nee? tüh allah müstahakını versin!

 
Eveet anlat anlat bitmez bu Hababam Sınıfı o yüzden benden bu kadar olsun. 5 taneden 1 inde bile eksik varsa hemen koşun ve izleyin. Bir nesilin yüz karası olmayınız. Canınız sıkıldıysa napıcam diyorsanız açın bir Hababam patlatın keyiflenin. Aaa unutmadan Hababam fikirini veren arkadaşlarım için en sevdiğim sahneyi de sizlerle paylaşayım, teşekkür yerine geçsin.






19 Ekim 2014 Pazar

TATLI DİLLİM

    
     
        Her gencin unutamadığı filmler vardır. Vazgeçilmez olduğuna inanıp , her izlediğinde duygulandığı yada kahkahalarla güldüğü. Biz Türklerin vazgeçilmezi Nostaljik Türk Sineması.
      Üstadların, en iyilerin hissedildiği yer Yeşilçam.
      Burdan en sevdiklerimi, unutamadıklarımı sizlerle de paylaşıcam.
 



 Arzu Filme ait 1972 yapımı Tatlı Dillim.
Yeşilçam'ın zarif yıldızı Filiz Akın'ın başrol oynadığı filmde esas oğlanı Tarık Akan canlandırıyor. Filmin oyuncu kadrosu zaten tek başına bu filmi izlemek için bir neden. Bakın kimler var kimler;







Filiz Akın: Emine / Mine
Tarık Akan: Bittabi Ferit başka ne olabilir ki :)
Münir Özkul:Köy muhtarı Hasan Amca
Hulusi Kentmen: Ferit'in babası
Nedret Güvenç : Ferit'in annesi
Zeki Alasya: Basketbol koçu
Metin Akpınar : Kazanova Metin
Suna Keskin: Ferit'e asılan kız Jülide
Halit Akçatepe: Çoban

Bu oyuncuların dışında, basket takımındaki gençleri canlandıranlar da müthiş, kimler yok ki; Kemal Sunal, Suphi Tekniker, Alev Sezer, Metin Çekmez, Cemil Can Bıçakçı (İnanç dünyamızın tok sesi), Argun Kınal ve Cem Erman (Kemal Sunal'ın 100 Numaralı Adam filmindeki üç kağıtçı reklamcı)

Ertem Eğilmez'in yönetmenliğini yaptığı bu filmin senaryosu Sadık Şendil'e ait. Filmin hâlâ akıllarda kalmasının bir nedeni de gencecik Selda Bağcan'ın "Neredesin Sen" yorumu. Neşet Usta'ya da Selda Bağcan'a da selam olsun.

Aslında ballandıra ballandıra bu filmi anlatmaya niyetliydim lâkin Ekşi Sözlük'te filmi oldukça matrak anlatan bir yazıya rastlayınca benim yazmama hiç ama hiç gerek yok dedim. Yazının sahibi arkadaş sağolsun izin verince, Tatlı Dillim'i onun ağzından aktarmak istedim size. Kendisine tekrardan teşekkür ediyorum. Buyrun bakalım...



Tatlı Dillim

Bir köy öğretmeni, o öğretmene aşık basketbol oyuncusu, onun kaptanı olduğu basket takım ve takımın her yere götürdüğü basket topu çevresinde gelişen türk filmi. Evet, basketbol topuna film boyunca özel ihtimam gösterilmiştir - amors çekimler, pan yapmalar, vs...

Tarık Akan, Ferit rolünü üstlendiği çoğu filmde olduğu gibi gayet yavşak bir portre çizer. Bununla birlikte, o dönemki çapkınlık teknolojileri pek gelişmediğinden, Emine'yi kafalamak adına şunun gibi yarıcı bir rutini sarf etmiştir:

(Ferit gece Emine'yi düşünmekten uyuyamıyordur; azmıştır. Oeah diyip yatakhaneden fırlar, Emine'nin camına dayanır:)
[tık tık tık tık tık]
- (ıhhha!) Gene mi siz? Ne arıyorsunuz burada?
- kalbimi kaybettim de, burada mı acaba?*
- şşşşht! yavaş! siz deli misiniz yoksa?
- hayır; basketçiyim...

Böyle travmatik bir diyaloğa rağmen, yavşak Ferit allem eder kallem eder, kızın peşini bırakmaz; olaylar gelişir ve Emine'yi kafalar. Aşıktır Emine'ye. Birlikte sabana giderler, salıncağa binerler, köyün sınırları dahilinde eksi beş oktavlık ses aralığında "neredesiiiin seeeen?" şarkısını söyleye söyleye mutlu bahtiyar hayatlarını sürdürürler.
Ama Ferit bir ittir ve it olmanın bir gereği olarak "işi çıkar". Çıkan iş de basket maçıdır. (Aslında, böyle abuk bir nedenin öne sürülmesinin sebebi, başrol oyuncularından basketbol topuna filmde daha fazla süre yer vermektir.) Ferit diriplingini yapar, şutunu çeker; faulsüz bir seri akabinde şampiyonluğu kazandırır. Bu noktada şampiyonluğun kutlanması gerekmektedir ve bu tarz işler için Türk filmlerinde neredeyse klişeleşmiş "esmer fettan" devreye girer. Ferit, "sarışının adı ama esmerin de tadı" der, ve fettan hatunla otel ruflarında haşna fişnaya dalar...

Emine unutulur. Aslında unutulmaz; unutmaz it Ferit.* Telgraflar çekilir. Telgraf üstüne telgraf; ulan sanki adam vali de yirmi üç Nisan kutlama mesajı atıyor! Emine çok bozulur buna, köyün ihtiyar heyetinin ileri geleni rolündeki Münir Özkul'un gazıyla İstanbul'a Ferit'i aramaya gider. Ferit tüm bu esnada hâlâ şampiyonluğu kutluyordur. Fakat takılmıştır esmer fettana. (Ama esmer de esmer hani!) orasını burasını eller, sırtına krem sürer, hoppada diyerek sırtına alır. Tam bu noktada Emine sahneyi bir dolly zoom eşliğinde, şok olaraktan seyreyler. (Tamam abarttım; dolly zoom yoktu o filmde.)

Boşayacaktır it Ferit'i. Beybabadan aldığı gazla, kendinden emin bir şekilde köyün işlerini halletmekte olan avukata başvururlar; avukat Hulusi Kentmen'dır. Olayı avukata anlatırlar. Babacan avukat çok içerler Emine'nin düştüğü duruma. Merak eder acaba kimin neyi, nesidir bu it oğlu it. Kendi oğlu olduğunu görür şoke olur.

İnsan sarrafıdır avukat. Emine'ye yardım etmek ister. Böylece Ferit'in bu son derece dallama hareketine karşı plan kurar, olaya girişirler; Emine, Mine olacaktır!

Mine taş gibi bir hatundur. Lâkin bu noktada seyircinin kafasına şu soru takılır: Nasıl olmuştur da Emine'nin switchi bu kadar kısa sürede on olmuştur? Namuslu köy öğretmeni Emine, bir anda vamp ve selam edilesi bağyan Mine'ye bu kadar başarılı bir şekilde nasıl dönüşür? Yoksa, geçmişte aslen concon bir bünyedir, vicdanı sızlamıştır da daha sonra sine-i millete dönmüş ve öyle mi köy öğretmeni olmuştur? (Hayır, çünkü göreceksiniz yavruyu: gece klübündeki ortamalara süzülmeler, su kayağında fettan esmeri kepaze etmeler; bunlar kompetanlık isteyen müesseseler.) Bu konu biraz muallak; girmeyelim yoksa asıl konudan sapacağız.

Neyse, Mine Ferit'in çevresini feth eder önce. Ferit, bunu görünce bir dumur yaşar, Mine muhabbetine hemen inanır. (Halbuki it herif, insan dansederken şöyle bir koklar kızı da anlar mine diye bir karakterin aslında var olmadığını! çok sinirleniyorum bu ferit'e; kusura bakmayınız.) Aklı şeyindedir Ferit'in. Mine'yi de elde etmek ister. Ama bu o kadar kolay değildir tabi...

Bundan sonrasını anlatmayayım. Ama bildiğiniz ve tahmin ettiğiniz üzere olaylar gelişir ve Mine aslında Emine olduğunu belli eder.

Ferit bir mallaşır, şaşırır. (Senin okuduğun tıp fakültesine...) Ama Ferit de iyi biridir aslında: Bir anda basketçiliği bırakır asıl mesleğine geri döner; Ferit olur Ferdi! Kızın nutku tutulur. Tekrar birbirlerine âşık olurlar. Ferit'teki değişim kızın psikolojisini bozar, ona elmyra gibi sarılır ve sıkmaktan bir hâl eder; Ferdi kangren olur. Yine de hayatlarından çok memnundur. Kız fferdi'yi ölene kadar bırakmaz ve film mutlu sonla biter...

[Son olarak eklemek isterim: http://www.youtube.com/watch?v=d8esskbomky (6.44'e bakınız.) dünya dans literatürüne geçmiş akıllara ziyan bu muhteşem dans figürü, "çılgın atmak" tabirinin bedenleşmiş hâlidir.]

Meraklısına "Neredesin Sen" türküsünün sözleri;

Şu garip halimden bilen işveli nazlım,
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen?
Datlı dillim güler yüzlüm ey ceylan gözlüm,
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen?

Ben ağlarsam ağlayip gülersem gülen,
Bütün dertlerim anlayıp göynümü bilen,
Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen,
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen?

Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor,
Hiçbir tabib şu yarama merhem olmuyor,
Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor,
Göynüm hep seni arıyor neredesin sen?


Yağmurcum umarım beğenirsin.. 




16 Ekim 2014 Perşembe

Selvi Boylum Al Yazmalım

Bir ara televizyonda hemen her hafta oynardı Selvi Boylum Al Yazmalım. Eski Türk filmlerine karşı peşin hükümlü olmayan herkes izlemiştir herhalde. Peki izleyip de ağlamayan var mıdır? Türk sinema izleyicisini bu denli etkilemiş kaç film yapıldı ki? Açıkça söyleyeyim, Selvi Boylum Al Yazmalım'ı, hele hele finalini, sarsıla sarsıla ağlamadan izleyebilmem mümkün değil benim. Hal böyle olunca, kişisel ve duygusal bir yazı yazmaktan kendimi alıkoymam da çok zor.



Birkaç yıl önce, İstanbul Film Festivali'nde gösterildiğinde, ilk kez perdede izlemiştim filmi. Şimdi yenilenmiş kopyasıyla tekrar sinemalarda. Yine gidip yine izleyeceğim, yine ağlayacağım. Ama asıl önemlisi, bu filmi hiç görmemiş olanların da layığıyla izleme şansına kavuşması. Çünkü dünya sinemasında bile bu kadar dokunaklı ve bu kadar içten bir aşk filmi bulmak zordur.

Benim için, 1963 tarihli Fransız filmi Cherbourg Şemsiyeleri ile birlikte çok özel bir yere sahiptir Selvi Boylum Al Yazmalım. Her iki film de aşk, fedakarlık ve yerine koyma temaları üzerinedir. Guy, aşık olduğu ama kaybettiği Geneviéve ile kurmayı hayal ettiği benzin istasyonunu, üstünde çok emeği olan ve iyi niyetle değer verdiği Madeleine ile beraber işletir sonunda. İlyas ise al yazmalısının yerine kamyonunu koyar. İlk kez tanışmalarına vesile olan, evlenmek üzere kaçtıklarında içinde barındıkları kamyonu. Kentli kocası zaaflarına yenik düşünce evi terk eden Asya ise, kendisine ve çocuğuna yıllarca emek veren, onları hiç yüzüstü bırakmayan Cemşit'i seçer. Oğlu Samet de baba olarak Cemşit'i bilmiştir. Ve çocuk sahibi olmak, bireysel tutkuların üzerinde bir sorumluluktur.

Selvi Boylum Al Yazmalım, sinema dili yer yer zayıf, hatta ilkel bir film olarak görülebilir. Ama duygusu, bütün zaaflarını görmezden gelmek için yeterlidir. Kusursuz çekilmiş ama ruhsuz bir film, zaman içinde unutulup gitmeye mahkumdur. İnsanlar sadece kendilerinde iz bırakan filmleri hatırlar. Atıf Yılmaz da Cengiz Aytmatov'un öyküsünden öyle özel bir film çıkarmıştır işte.




Aytmatov'un aşk ve aile söz konusu olduğunda da emeğin kutsallığına vurgu yapan öyküsü, 1963 yılında Lenin Ödülü'nü kazanmıştır. Bu aşk hikayesi, nice güçlü politik metinden daha etkilidir. Çünkü bir insan hikayesi anlatır ve bunu propaganda için kullanmaz. 

Yenilenmiş kopyasıyla Çetin Tunca'nın başarılı görüntü yönetiminin de hakkını verdiğini tahmin ettiğim Selvi Boylum Al Yazmalım; filmi bir gömlek daha yukarı taşıyan Cahit Berkay'ın eşsiz müzikleriyle de kollektif hafızamızda yer etmiştir. Başarılı oyuncu kadrosu içindeyse özellikle Ahmet Mekin'in adını anmak gerekir. 

Ve son olarak da bu filmi izlemek, izletmek gerekir. Türk sinemasının en iyilerinden biridir Selvi Boylum Al Yazmalım."Sevgi, emektir." Ve bunu başka hiçbir film bu kadar güzel anlatamamıştır.